Obezite: “Epidemik boyutlara uzanan sağlık sorunu”

Obezite yani şişmanlık yeni bir kavram olmayıp, geçmişten günümüze değin pek çok tanımı yapılmış ve farklı anlamları içinde barındırmıştır. Tarihi izlere bakıldığında köklerinin M.Ö 25 binli yıllara dayandığı düşünülmektedir. Eski çağlarda şişmanlık; kudret, güç, heybet, doğurganlık, bereket ile eş değer tutulmuş, hayatın devamlılığı ile özdeşmiştir. Orta çağın sonlarına doğru ise şişmanlığa bakış açısı değişmeye başlamıştır. Güç ve bereketle eş değer tutulan şişmanlık, günah ve açgözlülük olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Çeşitli hastalıkların şişmanlıktan kaynaklanabileceği düşüncesi yaygınlaşmaya başlamış ve insanlar beslenme alışkanlıklarından ödün vermeden zayıflama yöntemleri arayışına girmiştir. Rönesans dönemine gelindiğinde ise şişmanlık kavramı içinde yavaşlık, tembellik, akılsızlık gibi kavramları da kapsar olmuştur. Şişmanlığa özgü kullanılan çeşitli sıfatlar günlük hayatta hakaret olarak kullanılmaya başlanmıştır. O dönemde kadınlar bedenlerini daha ince gösterebilmek için korselerin içine bedenlerini sıkıştırmıştır. İnsan gücünün ön planda olduğu sanayi devrimine gelindiğinde ise kilolu kişiler hantal, yavaş, sağlıksız ve çalışma temposuna ayak uyduramayan insanlar olarak nitelendirilmiştir. 

Günümüzde ise şişmanlık en genel tanımıyla “sağlığı bozacak şekilde vücutta anormal ya da aşırı miktarda yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımda dikkat çekici nokta yağ miktarında artışın olmasıdır. Genelde vücut ağırlığının artışı (yani tartıda gördüğümüz rakamlar) yağ dokusunun artmasından kaynaklanır. Ancak istinai durumlarda, tartıda rakamlarda artış varken yağ oranında bir değişim olmayabilir. Örneğin kas dokusunun fazla olması ya da vücutta sıvı birikmesi gibi durumlarda, tartıda bir artış olurken yağ oranı normal sınırlarda kalabilir. Yetişkin bir erkeğin vücut ağırlığının ortalama %12-18’i, kadının ise %20-30’u yağ dokudur. Bu değerlere sahip kişiler normal kilolu olarak değerlendirilir.  Vücut yağ oranı erkeklerde %22-25’ten, kadınlarda %32-35’ten fazla olduğunda obeziteden söz edilir. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda, vücuttaki yağ dağılım tipi ile obezitenin neden olduğu hastalıklar arasında bir ilişki olduğu gösterilmektedir. Vücudun üst bölümünde yani bel, üst karın ve göğüs bölgesinde yağın toplanmasına erkek tipi, diğer bir adıyla elma tipi obezite denilir. Elma tipi obezitede kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı (diyabet), kolesterol yüksekliği (hiperkolesterolemi) gibi hastalıklarla karşılaşılmaktadır. Vücudun alt bölümünde yani kalça, uyluk ve bacaklarda yağın toplanmasına kadın tipi, diğer bir adıyla armut tipi obezite denilir. Armut tipi obezitede ise bacak damarlarında dolaşım bozukluğu, eklem hastalıkları, kadınlarda polikistik over sendromu denilen yumurtlama problemleri gibi hastalıkların görülme ihtimali artar. 

Obezite, günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde epidemik boyutlara ulaşmış bir sağlık sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çalışmaları incelendiğinde dünyada 1975 yılından 2016 yılına kadar yaklaşık 40 yıllık bir zaman diliminde obezite oranında 3 kat artış olmuştur. 2016 yılında yaklaşık 7,4 milyar insanın 1,9 milyarı fazla kilolu, 650 milyonu obezdir. Çarpıcı diğer bir oran ise obezitenin neden olduğu hastalıklara bağlı olan ölümlerdir. Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 2,8 milyon kişi fazla kilolu ya da obez olmaya bağlı görülen hastalıklar yüzünden ölmektedir. Ülkemizdeki oranlar da dünya oranlarından çok farklı değildir. Tükiye’de 2010 yılında obezite sorunu yaşanların oranı yaklaşık %17 iken 2019 yılında %21’e çıkmıştır. Cinsiyetler yönünden karşılaştırma yapıldığında şişman kadınların oranı şişman erkeklerin oranından, fazla kilolu erkeklerin oranı ise fazla kilolu kadınların oranından yüksektir.

Obezitenin değerlendirilmesinde, bilimsel olarak kanıtlanmış boy ve vücut ağırlığı ile hesaplanan beden kitle indeks değeri en sık kullanılan yöntemdir. Beden kitle indeksi 30 ve üzerinde ise obezite tıbben bir hastalık olarak değerlendirilir. Şişmanlığın günlük pratikte en kolay değerlendirilme yöntemlerinden biri de bel çevresi ölçüsüdür. Türk toplumu için kadınlarda bel ölçüsü 90 cm’nin, erkeklerde 100 cm’nin üstüne çıktığında obeziteden bahsedilir.

Obezite alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması nedeniyle meydana gelmektedir. Obezite tedavisinin temelini, diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisini içine alan yaşam şekli değişikliği oluşturur. Bu temel basamaklarda zorlanıldığında ilaç tedavisi devreye girebilir. Ayrıca sonuç alınamayan obezite vakalarında, uygun ise cerrahi girişim bir seçenek olabilir. Obezitenin tedavisinde öncelikli hedef, olması gereken kiloya ulaşmaktan ziyade yeterli ve dengeli bir şekilde beslenme ve egzersiz alışkanlığının kazanılarak gerçekçi bir vücut ağırlığına ulaşılması ve verilen kilonun korunmasıdır. Kilo vermede belirlenen hedeflerin ulaşılabilir ve gerçekçi olması önemlidir. Bu nedenle ideal kiloya ulaşabilmek için zor ve caydırıcı hedefler yerine, ilk altı ay içinde vücut ağırlığının %10 oranında kaybedilmesi ilk hedef olmalıdır. Bu hedefin sağlanması obezitenin neden olduğu kronik hastalıkların seyrinde önemli düzelmeler sağlayabilecektir. Ardından yavaş (ayda 2-4 kg) ama istikrarlı bir kilo verme programı düzenlenmelidir. Obezitede tam bir iyileşme ender olarak görülmekte ve verilen kiloların hızla geri alınmasıyla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu nedenle ulaşılan vücut ağırlığında kalmayı sağlamak için tedavinin uzun süreli izlemi yapılmalıdır.

Öğretim Görevlisi Dr. Esra USTA

Leave a Reply

Your email address will not be published.